Blog

Plastik Makale 1

Yapılan bilimsel araştırmaların kanıtladığı ve artık gözle de görünür olan Akdeniz’deki plastik kirliliğin gün geçtikçe arttığı kuşkusuzdur. Market poşetleri, altı kat kaplamalar, plastik şırıngalar, plastik ayakkabılar, plastik içeren nevresimler, genişletilmiş strafor, bunlar sonsuz bir listeden sadece birkaç örnek. Yıllardır süregelen bu durum gittikçe daha kötüye gidiyor. Bu plastikler çok küçük parçalara bölünüp balıklar ve diğer hayvanlar tarafından yeniliyor. Naylon poşetler deniz anası kokusunu andırdığı için kaplumbağalar tarafından yeniliyor. Bu küçücük plastikler onları yiyen hayvanların kötü beslenmesine yol açıyor ve daha da ötesinde biz de bu balıkları, karidesleri ve ahtapotları tüketerek kendimizi de zehirlemeye başlıyoruz.

Peki biz Kıbrıslılar olarak ne kadar çöp üretiyoruz? Ne kadarı katı atık sahalarına ve ne kadarı denize dökülüyor? 90’ların ortalarında bir sahil temizliği yaptığımı, denizde ve sahilde diğer ülkelerden gelen ne kadar fazla çöp olduğunu hatırlıyorum. Fakat, çöp bidonlarından sert rüzgarlarla denize ve sahile uçan su şişeleri ve naylon çantaları da gözlemledim. Akdeniz’deki bir diğer çöp kaynağı ise teknelerden ve kendi feribotlarımızdan atılan çöplerdir. Greenpeace’e göre, küresel deniz taşımacılığının %30’u Akdeniz’de gerçekleşiyor. Bu da bir sürü çöp demek. AB istatistiklerine göre Kıbrıs Avrupa’da en fazla evsel atık üreten ikinci ülkedir. AB’nin verileri Kuzey Kıbrıs’ı kapsamıyor, fakat,durumun benzerolduğunu varsayabiliriz.

Peki çöplerimiz nereye gidiyor? Bir miktarının denize gittiği kesin. Bir miktarı da katı atık sahalarına gidiyor. Birazı piknik alanlarına birazı da yol kenarlarına gidiyor. Araba sürerken istemediğiniz bir şeyi camdan dışarıya atmak o kadar kolay ki. Kırsal alanlarımızı ve doğamızı,ve kuşkusuz kendi kendimizi yavaşça zehirliyoruz. Kimyasal pestisitler ve istenmeyen otları temizlemek için kullanılan zehirli maddeler yavaşça yeraltına çöküp,meyve sebzemizi ürettiğimiz toprağa, su kanallarına ve denizlerimize karışıyor. Bunu önlememiz lazım. Ve her birey bunu kendi yöntemiyle yapabilir. Devletin, merkezi veya yerel fark etmeksizin bir çözüm bulmasını beklersek, süreci sadece uzatmış oluruz. Bu yüzden de kendimizi ve doğayı korumak için bireysel olarakhareket etmeliyiz.

Eskiden, annelerimizin ve büyükannelerimizin yaptıkları limonataları cam şişelerde sakladıkları zamanları hatırlıyor musunuz? Veya, “bir gün olur bulunur” diyerek hiçbir şeyi çöpe atmadıklarını? Büyükannelerimiz yeniden kullan uygulamasını bizden çok daha fazla uyguluyorlardı. Herkes geri dönüşümden bahsediyor fakat bir de yapabilsek! Sorunumuzun tek çözümü bu değil ki. Alışveriş çantalarımızı ve şişelerimizi tekrar kullanabiliriz. Teneke kutuları geri dönüşüm için toplayabiliriz ve evsel atıklarımızdan bilinçli bir şekilde kurtulabiliriz.

Burada değinmek istediğim nokta aslında çöplerimizi doğadan uzak tutmamız gerektiği ve çöp kutularımızı doğru bir şekilde kullanmamız gerektiğidir. Çöplerimizi evde bulunan çöp kutularına veya turistik yerlerde bulunan çöp kutularına atabiliriz. Molozlarımızı ve evsel atıklarımızı toplamak belediyelerimizin sorumluluğundadır ve onlara bu konuda yardımcı olmalıyız.Fakat doğamızı temiz tutmak ve onu zehirlememek de bizim sorumluluğumuzdadır. Bunu her birimiz, çocuklarımız da dahil, kabullenmek zorundayız.

Bir zamanlar turizm sloganımız şu şekildeydi; “Cennetten bir parça…Kuzey Kıbrıs”

Maalesef bugün aynı şey söz konusu bile değil.